Ermeni soykırımı tasarısı Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndan ‘22’ye karşı ‘23’ oyla kabul edildi. Bu, Türkiye ve bölge politikası olarak, bir “Amerikan gerçeğidir.”
1 Mart 2003’te de ünlü “tezkere” TBMM’de yeterli çoğunluğu alamadığı için reddedilmişti. Bunu da “Türkiye gerçeği” olarak görmek gerekir.
Oysa 1 Mart tezkeresinin geçmesini yalnız Erdoğan hükümeti değil MGK de istemişti. Oylama öncesinde, net bir tutum almayarak topu Meclis’e atmış ve dolaylı yoldan destek vermişti. Ama olmadı işte; hükümetin tüm çabasına ve ABD’nin bastırmasına rağmen “Türkiye gerçeği” baskın çıktı.
- ABD’nin, Irak’ın işgalindeki para ve insan maliyeti arttı.
- Hükümetin verdiği sözler yerine getirilememiş oldu.
- Türkiye-Amerika ilişkilerinde, bazı çevrelerin hiç de istemediği bir soğukluk meydana geldi.
Türk kamuoyunun ABD’ye bakış açısındaki olumsuzluk, tezkerenin reddinde bir sonuç değil, daha çok bir sebeptir.
1 Mart 2003 öncesinde ABD müdahalesini savunan ve tezkerenin Meclis’ten geçmesini isteyen birçok kesim ve kişi zaman geçtikçe, “ne iyi oldu da reddedildi, iyi ki geçmemiş” demeye başladılar. Bunlara, şahsen tanıdığım o zamanki bazı AKP milletvekilleri de dahildir.
Unutmayalım ki 2010’un başında, eski Başbakan Tony Blair bile, 2003 Irak müdahalesini ABD ile birlikte gerçekleştirdiği için, İngiltere Parlamentosu’nda hesap vermek zorunda bırakıldı. Blair’in İşçi Partisi, bu işgal yüzünden oy kaybetti. Kendisi de “Partimin değilse bile İngiltere’nin yüksek çıkarları için, bu işgali gerçekleştirmem gerekti” demek zorunda kaldı. Hatta, kamuoyunu yanılttığını bile kabul etti.
Ve Türkiye’nin gerçeği…
1 Mart 2003 tezkeresinin Meclis’teki reddi, bir Türkiye gerçeği idi. 4 Mart 2010’da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nda soykırım tasarısının kabulü ise ABD’nin kendi iç dinamiklerinin sonucudur.
Başkan Obama’nın çabalarına rağmen kabul edildi. Washington yönetimi Türkiye’de, yeni bir Amerika karşıtı havanın oluşmasını istemiyor. Çünkü İran ve diğer açılımlar konusunda Erdoğan hükümetinden talepleri var. Kamuoyunda yeni bir ABD karşıtı hava oluşursa, hükümetin işi daha da zorlaşır, konjonktür hiç uygun değil.
Tel Aviv şu günlerde, ellerini ovuşturuyor olmalı: Şimdi “one minute demek sırası bizde” diye düşündüklerine bahse girerim…
1 Mart 2003 tezkeresinde olduğu gibi 4 Mart 2010 oylamasında da bir Amerikan gerçeği var. Tabii Washington’ın eli daha rahat; “Amerikan gerçeğini” arkasına alarak Erdoğan hükümetini daha da sıkıştırabilirler. Buna karşılık Ankara’nın böyle bir “oyun oynama lüksü” bulunmuyor.
Başka bir gerçek daha söz konusu; eğer Erdoğan hükümetinin de ısrarla istediği gibi 1 Mart 2003 tezkeresi yeterli çoğunluğu alarak Meclis’ten geçseydi, “acaba iktidar, yeni Ortadoğu açılımını gerçekleştirebilir miydi?” Ankara, İran ve Suriye ile, “bugünkü yakınlaşma ortamına girebilir miydi?”
Türkiye “keskin bir taraf” haline dönüşür, Suriye ve İran başta olmak üzere komşu Müslüman ülkelerle büyük sorunlar yaşamaya başlardı. 1 Mart 2003 tezkeresindeki “Türkiye gerçeği” bir anlamda, bütün bu olumsuzlukları asgariye indirmiştir.
Ankara’daki hükümetler “Amerikan gerçeği”, Washington’daki yönetimler de “Türkiye gerçeği” ile yaşamak zorundadırlar. Ne Ankara’nın kiraladığı Amerika’daki lobi şirketleri ne de ABD’nin Türkiye’de kontrol altına aldığı medya ve sivil toplum örgütleri bu oluşumları tamamen değiştirebilirler.
İki ülkenin de yönetimleri, kendi iç dinamiklerini göz ardı edemezler. Ankara için değil ama Washington için önemli olan şudur: ABD yönetimleri Türkiye politikalarında, “Türkiye gerçeğini” hesaba katmak zorundadırlar.
Bunu eğer, “yokmuş gibi düşünürlerse”; meseleye, “biz Ankara yönetimleri ile istediğimizi yapabiliriz” biçiminde bakarlarsa büyük sorunlarla karşılaşırlar. Aynen Güney Amerika’da, Afganistan’da ve Pakistan’da karşılaştıkları sorunlarda olduğu gibi.
Ermeni soykırım tasarıları ve kabul edilen kimi kararlar, Amerikan iç dinamiklerinin sonucu olduğu kadar, yönetimlerin Türkiye politikalarındaki çelişkilerinin bir göstergesidir de.
Bu araçla “gereğinden fazla oynandığı zaman”, beklenen sonuçların tamamen tersi bir durum da ortaya çıkabilir. Yakın tarih, bunun yüzlerce örneği ile doludur…
EROL MANİSALI