Milletsiz, vatansız devletsiz bir İslâm türettiler. İngilizler, Amerikalılar İslâm’ın hamiliğine soyundular. Türk ulusal kimliğini de, çeşitli yollarla İslâm’ın düşmanıymış gibi lanse ediyorlar. Hasan Basri GÜRSES (Rahmetle anıyoruz...)
GOD AND GOLD
(Hasan Basri GÜRSES'in vefatından önceki son yazısı.)
Batı emperyalizmi, ilk defa bir güçle, Doğu’da, Osmanlı olgusu ile karşılaştı. Zaten 1.Dünya Savaşı’nı da onlarla yapmak durumunda kaldı.
Malum “şark meselesi” nin başlangıç aşamasıdır.
Osmanlı’yı hallettikten sonra, Batı merkezli bir “yeni dünya düzeni” kurma hedefine giriştiler.
Bunun çeşitli aşamalarıyla günümüze doğru geliyorlar.
Bunun, birinci aşaması; Osmanlı’yı parçaladıktan sonra kurulan, Cemiyet-i Akvam, Milletler Cemiyeti’ydi. Daha sonraki aşamada merkezini Amerika’ya kaydırmış dünya Siyonizmi, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’i kurdurmuştur. Sonrasında, kurgulanmış bir soğuk savaş döneminde 3. dünyaya nüfuz ettiler.
Sonunda 1990’da yeni bir aşamaya gelindi.
Adı kondu: Yeni Dünya Düzeni ya da Küreselleşme
Oraya giden süreçte, “dünya toplumu”, “dünya vatandaşlığı” gibi kavramları da netleştirdiler. "Artık sınırlar olmayacaktır. Ulus devletlerin sonu gelmiştir ve ulusal ekonomiler, ulusal kimlikler tasfiye edilecektir."
Burada, Batının kastettiği asıl hedef, Latin Amerika’daki veya Afrika’daki ülkeler değildi. Esas hedef Türkiye idi. Yani bildiğimiz geleneksel Doğu’nun büzülmüş örneği olan Türkiye.
Yani Türk Ulus Devleti’ni tasfiye etmek amaçlanmıştır.
Türk ulusal ekonomisini tasfiye ederek, Türkiye’nin özne olma imkânlarını kaldırmak.
Böylece önce. Kosova’da, Kıbrıs’ta, Batı Trakya’da, Karabağ’da, Kerkük’te Türkiye’nin etrafını oydular. Bu aynı zamanda Türk kimliğinin hırpalanmasını getirdi. Kerkük’te Türkmen katliamları yapıldı; Türkiye sahip çıkamadı. Bu Türk’e itibar kazandırabilir mi? Bir yandan da Türkiye'nin içinde Türk ulusal kimliğini hırpaladılar. Türk’ün, Türk dünyasının, yeniden özne olmaktan çıkarıldığı bir yapılanmaya yöneldiler.
Bunun için çeşitli taktiklerini uyguluyorlar. Milletsiz, vatansız devletsiz bir İslâm türettiler. İngilizler, Amerikalılar İslâm’ın hamiliğine soyundular. Türk ulusal kimliğini de, çeşitli yollarla İslâm’ın düşmanıymış gibi lanse ediyorlar.
Dolayısıyla tek dünya devleti projesine giden yeni bir aşamayı başlattılar. Şimdi o aşamada, dünya, ekonomik, kültürel, siyasi olarak yeniden yapılandırılacak. Ulus devletler dönüştürülecek; fakat esas olarak Türkiye’yi dönüştürecekler.
Bir yandan da, telâffuz edilmeye başlanıldığı gibi Birleşmiş Milletler de yeniden yapılandırılacak. Kurulmuş olan küresel “Tink -Tank” ların esas görevi de budur.
İşte bu süreçten çıkan başka bir sonuç da, “bölgede İsrail’in de olmayacağıdır”.
İsrail “şark meselesini” çözmek için daha kuruluşta üretilmiştir. Zaten kuruluşunda, Batının değerlerini savunan bir karargâh olarak kurgulanmıştır.
Siyonizm, Batının “şark siyasetinin” kamasıdır. Doğu’nun ortasına, Türk dünyasına sokulmuştur.
Yaşadığımız günler, dünyanın yeni bir dönüşüme uğratıldığı günlerdir. Bunun sancılarını yaşıyoruz.
Siyonizm, İsrail demek değildir. Dünya Siyonizmi olmasa, İsrail bir gün bile sesini çıkaramaz. Olay bu kadar basittir.
Dünya Siyonizminin adamları, hem doğrudan Siyonist ve Yahudilerdir; hem de onlarla işbirliği yapan kesimlerdir.
İsrail’in Gazze’yi işgalinde, dikkatlerden kaçmaması gereken bir detay vardır. Bunu Lübnan’da da yapmıştır. Şimdi Gazze’de de yapıyor. Özellikle, Birleşmiş Milletler binalarını vuruyor. Bunu bölgede defalarca yapmıştır. Üstelik de koordinatları verildiği ve bilindiği halde yapmıştır. Ondan sonra yapılan yorumlar şöyledir:
“Bu Birleşmiş Mlletler’in yeniden yapılanması lazımdır; çünkü yeterli gelmiyor.”
Bu dolayısıyla dünyanın yeniden yapılandırılmasına yöneliktir.
Siyonist siyasetin işleyişinde bir denklem vardır. Bir lobisini gönderir, savaş çıkartır; öbür lobi de, ”barış lobisi” olur.
Soğuk savaş döneminde, ABD ve SSCB kutuplaşmasını, insanlık ciddiye aldı.
Fakat, bıçakla kesilmiş gibi kısa bir sürede SSCB ortadan kalktı. Bunun sebebi, insani olup olmamasıyla açıklanamaz.
“Film bitti” denmiştir. Hâlâ bunun gerçek çözümlemesi yapılamamıştır.
O dönem içinden bakıldığında, “SSCB sosyalizmden vazgeçer ama Fransız Komünist Partisi vazgeçmez” denirdi. O dönemde soğuk savaş sürerken, bütün sol oluşumlar, ya Sovyetlerin ya da Avrupa komünizminin kontrolüne veriliyordu.
Bu film bittikten sonra da, yine aynı kontrol devam etmektedir.
Şöyle bir örnek verelim:
Osmanlı’dan kalma, Londra’da yaşayan bir Yahudi vardır.
Adı: Rona Margulies. İsrail’in yok olmasını istiyor.
Bize göre, geçiş süreci tamamlanıp, entegrasyon sağlandığında; İsrail ulus devleti de, ortadan kaldırılacaktır. Siyonizm zaten sürecin sonunda, İsrail’in de tasfiye edilmesini planlamaktadır. Dünya Siyonizminin, İsrail yaşasın diye bir dertleri yoktur.
Projeleri farklıdır. O bölgeyi yeniden dizayn ediyorlar.
Kudüs’ün, üç dinin merkezi olması planlanmaktadır. Hıristiyanlık, İslam ve Yahudilik. Mekke de, o malum haritada gösterildiği gibi küresel sistemin kontrolünde bir kutsal şehir olarak sürecektir.
Tek dünya sürecine doğru bir geçiş süreci yaşıyoruz.
Başlangıçta, oligarşik finans kapital Yahudliğinin yapıp ettiklerini çeken tabanda bir Yahudi kesim vardı. İsrail’e gitmeyi onlar istiyorlardı. Hatta son dönemde pogromlar çok yaygınlaşmıştı. Bunlar bir çöle gitmiş ve çile çekmişlerdir. Çölü vatan yapmaya çalıştılar. Sovyet deneyiminin bazı uygulamalarını kullanmışlardır. Fakat şu anda İsrail, Türkiye’nin yaşadığına benzer özelleştirme uygulamaları ile karşı karşıyadır. Polisle halkın çatıştığı garip bir süreç yaşanmaktadır.
İsrail Yahudilerinin, 60 küsur yıldır, tarihi deneyimlerine bakıldığında, Araplarla birlikte yaşama meselesini halletmiş olmaları gerekirdi. Fakat durum böyle olmamıştır.
Daha önce soğuk savaş döneminde, 3. Dünyada devrimci milliyetçilik yani emperyalizme karşı olmak temel meseleydi. Filistindeki El Fetih’in de durumu böyleydi.
Hamas’ı İsrail kurdurdu. Onu kurdurarak çatıştırdı. El Fetih’in itibarını yok edip teslim aldılar. Abbas, şu anda Hamas’ın iradesini kırmak üzere; İsraillilerle gülümseyerek masaya oturmaktadır.
Türkiye’de olduğu gibi, karşıtları yarat ve çatıştır.
İşin kötü yanı en büyük tuzağa Türkiye’deki bazı İslamcılar düşmüş oluyorlar. İnsan Türk Milleti düşmanı olmak için bu kadar ahmaklaştırılabilir ancak.
Buradan Siyonizmin nasıl çalıştığını anlayabiliyoruz.
İşte bu yüzden, Türkiye’de sermaye oligarşisi yandaşlarının zaman zaman görülen “İsrail karşıtlığı”; dünya Siyonizminden beslenmektedir.
Şaşırtıcı mı oldu. Şaşırmayın anlamaya çalışın!
Süreç, tek dünya düzenine doğru bir geçiş sürecidir çünkü.
8 Şubat 2009 HASAN BASRİ GÜRSES