Yine bir bayram daha geldi. Bayramlarda herkes sevinir ama çocuklar için ayrı bir değeri vardır bayramların. Daha bayram gelmeden her çocuğun içindeki hırs büyür. En büyük ideali gerçekleştirmeye ramak kalmıştır. Hepimiz çocukken bayramlarda el öper, başta yakın aile olmak üzere tanıdık tanımadık herkesten para koparma telaşına düşeriz. Bayramlada geleneksel para koparma usülü şudur: Hemen eli öpülecek -o an için- saygıya layık bir büyüğün bayram kutlama bahanesiyle eli öpülür ve acıklı bir yüz ifadesi ve sihirli bir bakışla öpülen elin cebe girmesi beklenir.
Saygıdeğer büyük elini cebine sokar. Zaten hazırlamış olduğu miktarı çocuğa verir. Aslında bunun bile ailece öğretilmiş bir terbiyesi vardır. Ya para önce reddedilip kabul edilir ya da sessizce alınarak teşekkür edilir. Tüm bayramı bu hırsla geçiren çocuk öpülecek el kalmadığında hasılatı bir yerde toplayıp sayar ve kendince sahip olduğu ekonomik özgürlüğün tadını çıkarmak veya en derin özlemlerini gerçekleştirmek için harekete geçer. Hemen hemen her çocuk bu duyguyu yaşamıştır. Hatta para vermeyen veya az verenlere galiz küfürler eden çocuklardan tutun da ailece bunu tartışanları hatta susuz kalmış hayvan gibi terbiyesizce saldıran çocukları da bulmak zor değil.
Çocukken yaşadığımız bu duygular büyüdükçe değerini kaybeder ve bir kalıba girmeye başlar. Büyümemiş zihniyetlerinde, büyüyememiş devletlerinde yönetimi işte böyledir. Eli öpülesi bir hükümet başkanı, milletvekili veya bürokrasiden çevresi olanlardan birşey isteyen çaresiz vatandaştan, dış ilişkilerdeki görüşmelerde diğer büyük devletlere olan taleplere kadar her yerde aynı tavırlar vardır.
İyi yönetilemeyen, zengin azınlık-fakir çoğunluk devletlerin belki vazgeçilmez işleyiş biçimidir. Hepimiz bu sistemin içinde doğduk. Öpülecek bir elin o cebe girmesini bir dilenci edasıyla bekledik. Kısa vadede gerçekleşecek küçük özlemlerimizin bekleyişiydi bu. Tıpkı bir çocuk gibi. Ne vatandaşımız büyüdü ne de imtiyazı eline geçiren devlet büyükleri. Devletimizin en büyüğü bile kendinden daha büyük devletlerin elini öptü. Asırlarca hüküm süren bir gelenek vardı. Sultan veya Halife'ye yapılan eğilmeler, el-etek öpmeler, övgü dolu sözlerden sonra bir beklenti vardı. Hangi çağda yaşıyoruz diye bu sistemi bütün dünya beraberce yıktık. Eli öpülenlerin sayısını artırdık, tabii ona oranla da çocukların sayısını. Hepimiz artık bayramları bekliyoruz. Çılgınlar gibi bekliyoruz hayallerimizin gerçek olacağı o mükemmel anı.
Normal zamanda küfrettiğimiz, yüzüne tükürdüğümüz, bırak elini öpmeyi selam dahi vermeyi gurur meselesi saydığımız kimselerin elini öpmenin meşru olduğu o kutsal zaman, "bayram". Hey gidi çocukluk! Tüm bu çirkefliğin yanında ne kadar da masumdur. Artık mekanikleşmiş, benzinini koyunca giden hatta sürat yaptığımız dini emirlerin ulaşamadığı, ayrı kalmış tek davranışımız bu. Vapurdan atılan bir avuç ekmek kırıntısına üşüşen martılar gibi öpülecek el arıyoruz kendimize.
Ahh pardon, ekmek kavgası bu. Çoluk çocuk besliyoruz bir el öpmek bunlar için o kadar zor değil. Acaba bir çocuktan daha fazlasını düşünmeyi denedik mi? Yaşaığımız ortama ve bize miras kalana bakılırsa denememişiz. Paramız verilmeyince sızlanıyoruz. Çığlıklarla, yırtına yırtına küfrediyoruz içimizden boşa öptüğümüz ele. Hatta imkan varsa babamıza da söylüyoruz. Eli öpülenin çocuklarına da aynı muamele yapılsın diye. Hırçınlaştık, vahşileştik. Artık bu bayramların sayısının artması lazım. Büyümek istemiyoruz, hep çocuk kalacağız, el öpmenin meşrulaştığı bayramlarda hasılat toplayacağız. Sonra öpülen en büyük el, bayramlardan vazgeçtiğinde işte o zaman bütün dünyamız kararacak. Temiz bir bayram arayacağız. Hakedilen elin karşılıksız öpüldüğü, sevgi dolu bir bayram. Artık büyümüş olacağız.
Hepimizin bayramı kutlu olsun...